Ben Avril Lavigne'in, Ashlee Simpson'ın kliplerinin her allahın günü televizyonda döndüğü bi dönemde büyüdüm. Kişiliğimin oluşması tam o döneme denk geldi. Haliyle her doğumgünümde bi Ashlee albümüdür (evet CD vardı o zamanlar..), Avril konser biletidir istediğim olmuştur. Avril posterlerinin odamın duvarlarını süslediği, imzalı CD'sini aldığım, eline sırf albüm fotoğraf çekimi için verilmiş elektro gitarı gerçekten çaldığını zannettiğim, punk prensesi(!) modunda dolaştığım zamanlar oldu. Utanmıyorum, hepimiz bi zamanlar rapçiydik, yok efendim Paris Hilton'u sever sayardık, itiraf etmeliyiz ki zımbalı bilekliklerle dolaştık.
Her neyse... Bu itirafı şimdi şunun için yapıyorum ki benim hep bi arabanın üstüne çıkıp orda zıplamak gibi bi fantazim olmuştur. Bu absürd fantazinin tek suçlusu Ashlee Simpson/Avril Lavigne tarzı ergen starların ilk klipleridir! Misal, Avril "Sk8er Boi" klibinde eski yeşil bi arabanın üstünde tepinir. Sonra da çok punk falan filan olduğu için ablamız, zaten kullanmadığı gitarını oraya buraya vurur parçalar vesaire.
Ya da Ashlee'nin "La la" kilibinde (başka bi klip de olabilir...) yine böyle "You make wanna la la!" şeklinde derin anlam barındıran (!) şarkı sözleri eşliğinde bi araba üstünde retro tarz bi mikrofonla performans sergilediğini izledim kaç bin kez.
Demek istediğim o ki, kişiliğinizi oluştururken dikkat edin! Böyle ne idüğü belirsiz fantaziler doğurabilir.
Hayır, yapmadım mı? YAPTIM! Ego tatmini! Hehe. Geçen gün annemin arabasının kaputunda oturdum, bağdaş falan kurdum, eğlendim. Henüz en tepesine çıkmadım, çıkınca foto. çektircem! (: Yakındır!
2 Ağustos 2010
29 Temmuz 2010
Hüseyin Çağlayan: 1994-2010
Bugün İstanbul Modern'deki Hüseyin Çağlayan:1994-2010 sergisine gittim. Gazetede okuduğum günden beri aklımın bi köşesindeydi sürekli.
Adam yapmış ya... Zaten modanın sayılı saygın okullarından London Central Saint Martins'den mezun olmuş, mezun olduktan hemen bi yıl sonra kendi markasını kurabilmiş ender bi dahi.
Hüseyin Çağlayan modayı sanatla ve teknolojiyle birleştirebilen, mezuniyet defilesinde ipek elbiseleri demirle kaplayıp toprağa gömmeyi akıl edebilen, klarnet şeklinde votka şişesi tasarlıyıp hikayesini anlatabilen, kendi kendine fermuarlarını açan elbiseler tasarlayan, her ne tasarlarsa tasarlasın kendi ruhunu gerçekten veren bi dahi.
Çoğu sanatçı gibi kendi ülkesinde hak ettiği gibi ilerleyememiş, imkan yakalayamamış, İngiltere'de "Türk", burda "İngiliz" yaşamayı seçmiş. Milletçe adamın, Londra'da kaldığı yıllar boyunca doğal olarak değişen aksanıyla "VÖĞG"telaffuzuyla dalga geçeceğimize değerini bilelim, hiç değilse emeğine saygı gösterelim.
Sergi 24 Ekim'e kadar devam ediyor. Klişe olmak istemiyorum; ama şiddetle tavsiye edilir!
Hele Readings SpringSummer/2008 koleksiyonunun sunumu, ağzı açık bırakır! Kendimi Star Wars'ta gibi hissettim! Kapkaranlık bi oda, camın içinde dönen mankenler ve üstlerindeki taşlı tasarımlar o karanlıkta her yere kırmızı lazerler saçıyor. İnanılmaz.
Hemen çıkışındaki One Hundred and Eleven koleksiyonu da kesin izlenmeli. Finali mükemmel. Elbiseler kendilerini sunan mankenler üzerinde kendi kendine hareket ediyor, sihirli gibi oynayıp form değiştiriyorlar. Hayran bırakıcı.
Adam yapmış ya... Zaten modanın sayılı saygın okullarından London Central Saint Martins'den mezun olmuş, mezun olduktan hemen bi yıl sonra kendi markasını kurabilmiş ender bi dahi.
Hüseyin Çağlayan modayı sanatla ve teknolojiyle birleştirebilen, mezuniyet defilesinde ipek elbiseleri demirle kaplayıp toprağa gömmeyi akıl edebilen, klarnet şeklinde votka şişesi tasarlıyıp hikayesini anlatabilen, kendi kendine fermuarlarını açan elbiseler tasarlayan, her ne tasarlarsa tasarlasın kendi ruhunu gerçekten veren bi dahi.
Çoğu sanatçı gibi kendi ülkesinde hak ettiği gibi ilerleyememiş, imkan yakalayamamış, İngiltere'de "Türk", burda "İngiliz" yaşamayı seçmiş. Milletçe adamın, Londra'da kaldığı yıllar boyunca doğal olarak değişen aksanıyla "VÖĞG"telaffuzuyla dalga geçeceğimize değerini bilelim, hiç değilse emeğine saygı gösterelim.
Sergi 24 Ekim'e kadar devam ediyor. Klişe olmak istemiyorum; ama şiddetle tavsiye edilir!
Hele Readings SpringSummer/2008 koleksiyonunun sunumu, ağzı açık bırakır! Kendimi Star Wars'ta gibi hissettim! Kapkaranlık bi oda, camın içinde dönen mankenler ve üstlerindeki taşlı tasarımlar o karanlıkta her yere kırmızı lazerler saçıyor. İnanılmaz.
Hemen çıkışındaki One Hundred and Eleven koleksiyonu da kesin izlenmeli. Finali mükemmel. Elbiseler kendilerini sunan mankenler üzerinde kendi kendine hareket ediyor, sihirli gibi oynayıp form değiştiriyorlar. Hayran bırakıcı.
One Hundred and eleven koleksiyonundan bu balon elbiseyi Lady Gaga da giymişti.
26 Temmuz 2010
Ben pastamı Jude'lu aliym mümkünse
Havanın otuz altı derecelerde gezip durması iyice Garfield'a bağladı beni. Oturduğum yerde eriyorum, eridikçe mayışıyorum, mayıştıkça oturuyorum derken filmlere sardım. My Blueberry Nights'ı da izlemiş bulundum geçenlerde. Tam kız filmi ya, aksiyon-macera-bilim kurguysa olayınız hiç bulaşmayın.
Ve temposu aşırı ağırdı, şu fantazik öpüşme sahnesi için tüm film bekledim!! Çok sarmadı yani.
Ancak Rachel Weisz'e hayran kaldım, kadın karizmatik. Bi an dedim ya ben saçımı kestiriym, dalgalı dalgalı birazı tek gözümün önünde dolaşiym, kırmızı ruj süriym çıkiym havam olsun. Sonra vazgeçtim ya, bu işler sonradan olmaz.
Norah Jones'un sırf sesi değil burnu da güzelmiş bu arada.
Ya Jude Law beni öldürdü öldürdü diriltti. Hayır bi insan hem British aksanlı olup hem bi bereyle bile mükemmel gözükmemeli. Hadi onları yaptın sigara içerken itici ol, di mi? Olmadı, güzel pasta yapma be adam! Serserilerin çekiciliğinin canlı kanıtı işte.
Pasta demişken ağzımdan sular aka aka izledim ben Norah'nın önümde blueberry'li pastayı yalayıp yutmasını ya... Naptın Norah sen?! Ben kuru kayısı, elma mutluydum. Of.
Ve temposu aşırı ağırdı, şu fantazik öpüşme sahnesi için tüm film bekledim!! Çok sarmadı yani.
Ancak Rachel Weisz'e hayran kaldım, kadın karizmatik. Bi an dedim ya ben saçımı kestiriym, dalgalı dalgalı birazı tek gözümün önünde dolaşiym, kırmızı ruj süriym çıkiym havam olsun. Sonra vazgeçtim ya, bu işler sonradan olmaz.
Norah Jones'un sırf sesi değil burnu da güzelmiş bu arada.
Ya Jude Law beni öldürdü öldürdü diriltti. Hayır bi insan hem British aksanlı olup hem bi bereyle bile mükemmel gözükmemeli. Hadi onları yaptın sigara içerken itici ol, di mi? Olmadı, güzel pasta yapma be adam! Serserilerin çekiciliğinin canlı kanıtı işte.
Pasta demişken ağzımdan sular aka aka izledim ben Norah'nın önümde blueberry'li pastayı yalayıp yutmasını ya... Naptın Norah sen?! Ben kuru kayısı, elma mutluydum. Of.
22 Temmuz 2010
Yüz Boyamaca
İlkokul çağındaki kızlarla vakit geçirirken dikkatli olun. Ya eline bi Barbie verin, ya bilgisayar, ya monopoly... Bişeyler yapın; ama sakın "Bak şimdi sana makyaj yapıcam!" dediğinde kendinizi emanet etmeyin!
Ya küçücük kız, masum falan diye makyaj çantanızı hizmetine amade etmeyin!
Üç dakika gibi kısa bi sürede tüm allığım yüzümdeydi! (Ki koyu tonlarını hiç kullanmamıştım bugüne kadar!) Tüm yüzüm parlak pembe ve gözlerimde lacivert rimelle kapı çaldı.
Kim o? diye sormadım çünkü gelen belliydi: MURPHY!
245326262 yılda bi gördüğüm üst kat komşum kibrit istiyodu ve adam gülmemek için resmen kastı. Sonra da "Ne o, yüz boyamaca falan mı oynuyosunuz?" dedi ve ufaklığa dönüp ekledi: "Kıymetini bil, çok iyi ve sabırlı bi ablan var."
Neyse ki yüzümde bikaç bin kat pembe allık vardı da kızardığım pek belli olmadı.
A plus tard!
Nice'ten henüz bu cuma gecesi döndüm, bedenen. Aklım hala orda, tadı damağımda kaldı. İstanbul'a tekrar alışmaya çalışıyorum, yardımcı olmak isteyen?
Düşündüm de, terapiye mi gitsem? Bi kadeh şarabın sıkma meyve suyundan ucuz olduğu bi ülkeden döndüm? Kültür şoku vakası sayılır mı?
Düşündüm de, terapiye mi gitsem? Bi kadeh şarabın sıkma meyve suyundan ucuz olduğu bi ülkeden döndüm? Kültür şoku vakası sayılır mı?
Hoşçakal
...bol denizanalı Nice denizi...
Cote d'Azur manzaralı McDonalds
Kaktüslü dondurma (adamlar yapmış!)
rahat rahat espadril/yalın ayak takılmak
Checkpoint
Elveda SexShop :(
Sana da hoşçakal Socca..
ve deniz mahsülleri.. (deniz minaresi aşırdım restorandan, evet, hacıda son nokta!)
ve fransız erkekleri, hepinize au revoir! (tamam bunun fransız olduğundan şüpheliyim..)
Seninle Kasım'da tekrar görüşçez H&M, itiraz falan kabul etmem
9 Temmuz 2010
Gavur eller
16 temmuza kadar Nice teyim. Internet icin McDonalds i kullaniyorum.
QWERTY olmayan klavye Cin icadi olmali; zira boyle iskence gormedim.
Ve evet, kesme isaretini bulamadim.
QWERTY olmayan klavye Cin icadi olmali; zira boyle iskence gormedim.
Ve evet, kesme isaretini bulamadim.
29 Haziran 2010
Neden?
Bugün Esra Erol'un evlen benimle tarzı programını izledim. Hepsini izleyebilecek kapasitede olamadığımı anladım, bi bölümüyle yetindim.
Adamın teki konuşuyordu:
"Selma Hanım, her şeyden önce çok iyi bi insan. Sevilmeyi kesinlikle hak ediyor. Biri olsun, onu sevsin, korusun kollasın. Hepsini hak ediyor. Eli yüzü düzgün, iyi kalpli, iyi niyetli, çok hanımefendi bi insan..."
Böyle beş dakika falan konuştu da konuştu, özellikle Selma Hanım'ın sevilmeyi hak ettiğini de vurguladıktan sonra son noktayı koydu: AMA O ADAM BEN DEĞİLİM.
Tanrım!
İğrenç.
Neden bunu yapıyorsunuz ha, neden? Baştan hiç niyetiniz yoksa umut vermeyin be, yazıktır günahtır. Hadi şimdi dağılın.
Adamın teki konuşuyordu:
"Selma Hanım, her şeyden önce çok iyi bi insan. Sevilmeyi kesinlikle hak ediyor. Biri olsun, onu sevsin, korusun kollasın. Hepsini hak ediyor. Eli yüzü düzgün, iyi kalpli, iyi niyetli, çok hanımefendi bi insan..."
Böyle beş dakika falan konuştu da konuştu, özellikle Selma Hanım'ın sevilmeyi hak ettiğini de vurguladıktan sonra son noktayı koydu: AMA O ADAM BEN DEĞİLİM.
Tanrım!
İğrenç.
Neden bunu yapıyorsunuz ha, neden? Baştan hiç niyetiniz yoksa umut vermeyin be, yazıktır günahtır. Hadi şimdi dağılın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





