Ben de büyüyünce böyle sansasyonel bi şekilde istifa etmek istiyorum. Kasetli masetli, olaylı falan. Dilekçeyle istifa etmicem, ne bliym insanlar donumun rengini konuşsun, gündeme oturiym, son bombamı patlatiym de öyle istifa ediym. Hatta giderken arkamdan The Godfather Theme falan çalsın mümkünse.
Bi de bi gün hafif atarlı birisine "Sen benim kim olduğumu biliyo musun, hı?" falan yapmak ve tabi ki önemli bi şahsiyet de olmadığım için, karşımdaki daha cevap veremeden, onun o gafil avlanma anından yararlanıp sıvışmak istiyorum.
Son olarak çok klişe bi film sahnesi yaşamak istiyorum ya. Vurdulu kırdılı bi sahne olmaması tercihimdir. (Öyle damdan dama atlamaya, yok efendim jartiyerimden silahlar/bıçaklar çıkarmaya, gökdelenlere ninja kıyafetleriyle tırmanıp camı daire şeklinde çizdikten sonra keserek içeri sızmalara bi de üstüne alarm sistemini kapatmalara gelemem ben... En fazla örümcek ağıyla oraya buraya yapışırım.)
Tabi bunların hiçbirini henüz yapamayacağım için, şimdilik alçakgönüllü (öhöm!) isteklerde bulunarak tatilden önceki son cuma çıkışında şöyle hafif fresh, çilekli, mümkünse pembe, bacardi'li, pipetli bi kokteyl içmek istiyorum. Kırıntı'da Sweet Baby olabilir mesela, olmadı Asmalımescit'te bi narlı mojito, Midpoint de göz kırpmakta... Aman aman. (:
8 Mayıs 2010
Murphy'nin pislikleri
Okula gerçekten geç kaldığım sabah metroya tam inmişken kapı yüzüme bamm! diye kapandı. Her şey kabul, tamam da, içerdeki kadının bıyık altından gülmesi yok mu.. Çok koydu be.
Sınav haftalarından sonra ilk defa tüm Cumartesi boşken (ve bu günü özenle planlamışken), birlikte planladığım kişi gelemiyor, ve bunu bu sabah öğrendim. Bof.
Edebiyatta dandik bi piyes oynuyoruz ve bi buçuk metrelik boyumla SERVİnaz rolü bana verildi. Hayır kompleksim falan yok da bu şekilde yüzüme de vurmayın ya, yazıktır günahtır.
Bademciklerim şişti ve havaların da ısınmasıyla okulda mokulda herkes elinde dondurmayla geziyor.
Murphy çıkışa gel, çıkışa!
Sınav haftalarından sonra ilk defa tüm Cumartesi boşken (ve bu günü özenle planlamışken), birlikte planladığım kişi gelemiyor, ve bunu bu sabah öğrendim. Bof.
Edebiyatta dandik bi piyes oynuyoruz ve bi buçuk metrelik boyumla SERVİnaz rolü bana verildi. Hayır kompleksim falan yok da bu şekilde yüzüme de vurmayın ya, yazıktır günahtır.
Bademciklerim şişti ve havaların da ısınmasıyla okulda mokulda herkes elinde dondurmayla geziyor.
Murphy çıkışa gel, çıkışa!
3 Mayıs 2010
Entelin Günlüğü
"Sevgili Günlük,
Bu sabah hiç kalkasım gelmedi. Dün Semih Kaplanoğlu'nun Yusuf üçlemesini izlerken daha üçüncüye gelemeden kanepede uyuyakalmışım, her yerim tutulmuş. Ama Neyse ki Semih var da insomnia'mdan kurtuldum, mışıl mışıl uyuyorum.
Kadıköy'deki sahaflara gitmem gerekiyordu. Çünkü Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'nin son basımı yetmiyor, en aşağı 1930 tarihli bi basımını bulsam alsam elime Cihangir'de takılsam... Aradım; ama bulamadım. Neyse ki sahaflar var da orda burda bırakıp kaliteli okur havası yaratacağım kitapları üç beş kuruşa alabiliyorum. Kaliteli okur falan demişken bi ara gözlüklerimi de kalın kemik çerçevelilerle değiştirsem iyi olur. Bi de bikaç 45'lik de baktım. Evdeki gramafon çalışmıyor; ama itunes kullandığımı belli etmemek için her hafta elimde yeni plaklarla dönüyorum eve.
Ha bugün bi de metroya binmek zorunda kaldım. Neyse ki tenhaydı. Yoksa bu metropol araçlarını anatomik olarak kaldıramıyorum hiç. Vapur ve tramvaydan gayri vasıta tanımam. Hele vapurda... Köşeye geçip denizi izleyip 'Hayat ne garip, vapurlar falan...' diyebiliyorum.
Metroda üstünden başından kapitalizm akan bi kızın elinde Starbucks bardağı gördüm. Yani bi Smyrna Kafe varken, Sembol varken niye Starbucks? Kafein ihtiyacı gayet güzel, dolabın köşesinde kalmış herhangi miktarda neskafe ve organik sütten sağlanabiliyor. Neyse ki Amerika var da oyununa geliyoruz...
Aynaya bi baktım da saç-sakal-tırnak almış başını gidiyor. İyi iyi, daha uzatırım ben. Hem vaktim yok bakıma falan senarist adamım ben."
Evet eğlendim. (: 'Neyse ki entel değiliz de böyle günlük yazmıyoruz Moleskine'lerimize.' (:
30 Nisan 2010
Cihangir
- Yan masadaki kel ama uzun sakallı, bol küpeli adam eski sevgilisi tarafından bi jazz sanatçısıyla aldatılmışsa
- Arka masadaki kadın "modernite" kelimesini cümlesinde üç kere kullandıysa
- Ordan burdan kediler fırlıyorsa
- İnsanların ödedikleri hesabın altına imza falan attıklarını düşünmeye başladıysanız
- Her yerde girilesi tasarım butikleri varsa ve bu butiklerden birinde bi adam konseri için oldukça gay bi sahne kostümü alıyorsa
Kendinizi önce La Bohemia'dan sonra Cemal Süreyya'dan alıntı yaparken bulabilirsiniz.
Ve evet: CİHANGİRDESİNİZ.
29 Nisan 2010
Sınav haftası
Fırına konan kekin kabarıp kabarıp tüm evi çikolata kokutmasını seviyorum.
Uzun zamandır görmediğim bi arkadaşımı yolda tesadüfen görüp telefon numarasını tekrardan almayı seviyorum.
Okulu kırmayı, hatta bunu raporlu yapmayı seviyorum.
Bu koşturmacanın, 4353452636 sınavın arasında da bunları yapmış olmayı seviyorum.
Amelie ne alaka? derseniz, onu da seviyorum. (:
25 Nisan 2010
İnsan beyni
İnsan beynine hayranım.
En ağır travmalardan, böyle bağırış ağlamalardan vs. vs. kısa bi süre sonra olanları bilinçaltına itiyor ya. Çok uyanık. Hemen böyle tıkıştırıyo diplere. Hiçbi şey olmamış gibi. Ve kendinizi KISS dinlerken falan bulabiliyorsunuz. Ya da The Kooks. Yine internet başında, facebook statusünüze ne yazacağınızı düşünürken falan.
Ve bütün bunları elektrik sinyalleriyle yapıyor. Nası elektrik ve fizik dolu bişey bu kadar duyguyu yönetebilir?
"Still I need your sway, because you always pay for it
And I, and I need your soul because you're always soulful
And I and I need your heart, because you're always in the right places"
The Kooks
En ağır travmalardan, böyle bağırış ağlamalardan vs. vs. kısa bi süre sonra olanları bilinçaltına itiyor ya. Çok uyanık. Hemen böyle tıkıştırıyo diplere. Hiçbi şey olmamış gibi. Ve kendinizi KISS dinlerken falan bulabiliyorsunuz. Ya da The Kooks. Yine internet başında, facebook statusünüze ne yazacağınızı düşünürken falan.
Ve bütün bunları elektrik sinyalleriyle yapıyor. Nası elektrik ve fizik dolu bişey bu kadar duyguyu yönetebilir?
"Still I need your sway, because you always pay for it
And I, and I need your soul because you're always soulful
And I and I need your heart, because you're always in the right places"
The Kooks
22 Nisan 2010
Anneler ve Kızları
İstanbul Film Festivali'nin son gününde son seansa falan yetiştik de hafif bi "entelektüelite"mizi korumuş olduk. Buna da şükür.
Film Anneler ve Kızları (evet, annemle gittik :)) Tam festival filmi. Film arası yok, ağır, uzun, duygusal, izlenilesi ama derin falan.
Neyse ki film sonrası Asmalımescit'te Badehane'ye gidip bira-patates yaptık da kendimize geldik.
Garson da yanak gamzesinde bile piercing olan böyle alık alık bakan bi tip... Keş herhalde falan derken siparişlerden sonra "Umm... Sorry, my Turkish isn't really good..." diye gevelemesiyle kendimizden utandık, önyargılarımızı hemen değiştirip, onun interrail gibi bi turda olan ve bu yolculuğu sırasında parasını ordan burdan çıkarmaya çalışan bi gezgin olduğuna karar verdik.
Film Anneler ve Kızları (evet, annemle gittik :)) Tam festival filmi. Film arası yok, ağır, uzun, duygusal, izlenilesi ama derin falan.
Neyse ki film sonrası Asmalımescit'te Badehane'ye gidip bira-patates yaptık da kendimize geldik.
Garson da yanak gamzesinde bile piercing olan böyle alık alık bakan bi tip... Keş herhalde falan derken siparişlerden sonra "Umm... Sorry, my Turkish isn't really good..." diye gevelemesiyle kendimizden utandık, önyargılarımızı hemen değiştirip, onun interrail gibi bi turda olan ve bu yolculuğu sırasında parasını ordan burdan çıkarmaya çalışan bi gezgin olduğuna karar verdik.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
